Ünlü gurme ve sinema eleştirmeni Vedat Milor, 96. Akademi Ödülleri’nde dikkat çeken, ödüllü yapım “Savaş Üstüne Savaş” (The Zone of Interest) filmini masaya yatırdı. Milor, filmin çarpıcı sinematografisi ve savaşın dehşetini farklı bir perspektiften sunuşu karşısında duyduğu hayranlığı dile getirse de, filmin Oscar heykelciğini tam anlamıyla hak edip etmediği konusunda eleştirel bir duruş sergiledi. Milor’a göre film, etkileyici ve güçlü bir yapım olsa da, izleyicide yarattığı ‘manipülatif’ etki ve yoğun duygusal yükleme nedeniyle en büyük ödülü kazanma kapasitesi sorgulanabilir.
Vedat Milor’un değerlendirmesi, filmin genel başarısı hakkında varılan yaygın kanaatin ötesine geçerek, sanat eserlerinin yarattığı deneyimin farklı katmanlarına odaklanıyor. Özellikle savaş gibi hassas bir konuda çekilen filmleri eleştirmenin zorluğuna değinen Milor, buna rağmen objektif bir bakış açısıyla filmin artılarını ve eksilerini mercek altına aldı.
Milor Neyi Değerlendirdi?
Vedat Milor, yönetmenliğini Jonathan Glazer’ın üstlendiği ve geçtiğimiz Oscar törenlerine damga vuran “Savaş Üstüne Savaş” filminin, savaşın acımasız gerçekliğini alışılagelmişin dışında bir yerden ele alışını irdeledi. Film, doğrudan şiddet sahneleri göstermek yerine, bir Nazi komutanının ailesinin toplama kampının hemen yanı başındaki ‘ideal’ yaşamını merkeze alarak, kötülüğün sıradanlaşmasını ve insan doğasındaki karanlık yönleri çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Milor, bu yaklaşımın ne denli güçlü ve etkili olduğunu vurgulamakla birlikte, filmin izleyiciyi duygusal olarak ele geçirme biçimini sorguladı.
Filmin Güçlü Yönleri ve “12 Kızgın Adam” Kıyası
- Etkileyici Sanat Yönetimi: Milor, filmin “tek mekanlı bir sahne oyunu” gibi tasarlandığını ve sinematografik açıdan güçlü olduğunu belirtti.
- Savaşın Farklı Yüzü: Filmin, klasik savaş filmlerinin aksine, fiziksel yıkım yerine psikolojik ve ahlaki çöküşü ele almasını takdir etti.
- “12 Kızgın Adam” Benzerliği: Milor, “Savaş Üstüne Savaş”ın kapalı ve gerilimli yapısını, ustalıkla örülmüş diyalogları ve karakterler arası dinamikleriyle kült film “12 Kızgın Adam”a benzetti. İki filmin de “tek bir sahne dekoru” üzerinde güçlü bir dramatik etki yaratabildiğini ifade etti.
Milor’un Eleştirel Yaklaşımı: Manipülasyon İddiası
Vedat Milor, filmin güçlü yapısına rağmen, “manipülatif” bir yönü olduğunu ileri sürdü. Bu iddiayı özellikle filmdeki ses kullanımı ve ritim üzerinden temellendirdi:
- Ses Tasarımının Rolü: Milor, filmin toplama kampından gelen rahatsız edici sesleri, ana karakterlerin sıradan yaşamlarıyla kontrasta sokarak izleyici üzerinde yarattığı yoğun baskıyı eleştirdi. Ona göre bu sesler, “izleyiciyi manipüle ederek her şeyi daha kötü hale getiriyor.”
- Gerilimli Ritim: Filmin her anının gerilimle dolu olmasının ve izleyiciye nefes alma fırsatı tanımamasının, Milor’a göre bir tür “duygusal bombardıman” olduğu ve izleyiciyi belirli bir duygu durumuna zorladığı belirtildi.
- “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” ile Farkı: Milor, bu noktada “Savaş Üstüne Savaş”ı, Alman yapımı Oscar ödüllü “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” filmiyle karşılaştırdı. “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”un fiziksel dehşeti daha doğrudan gösterdiğini, “Savaş Üstüne Savaş”ın ise “psikolojik, ahlaki ve entelektüel” bir etki yarattığını ancak bunu yaparken aşırıya kaçtığını dile getirdi.
Milor’a göre filmin son sahnesi, içerdiği ahlaki ikilemle büyük önem taşıyor. Film, izleyiciyi savaşın sadece fiziksel yıkımdan ibaret olmadığı, aynı zamanda insan ruhunda açtığı derin yaralar ve ahlaki çöküşler hakkında düşünmeye sevk ediyor. Ancak, bu mesajın aktarılma biçiminin ‘manipülatif’ olması, Milor’un Oscar değerlendirmesindeki temel sorgulama noktası oldu. Milor, filmi “harika” olarak nitelese de, “en harika” olup olmadığı konusunda şüphelerini korudu.
Oscar’ı Hak Etti mi?
Vedat Milor’un değerlendirmesine göre, “Savaş Üstüne Savaş” filmi, sinematografik başarısı ve savaşın dehşetini alışılmadık bir perspektiften ele alışı nedeniyle takdire şayan bir yapım olsa da, izleyici üzerindeki ‘manipülatif’ etkisi ve aşırı yoğun duygusal yüklemesi nedeniyle Oscar’ı tam anlamıyla hak edip etmediği sorgulanabilir. Milor, filmin güçlü ve önemli bir eser olduğunu kabul etmekle birlikte, Oscar gibi en büyük ödülü almasını gerektirecek ‘kusursuzluk’tan uzak olduğunu ima etmektedir.
